Die Sonate vom Guten Menschen*
O kadar uzun zaman oldu ki uzun yolculuklara çıkalı, artık ilk zamanları hatırlayamıyorum desem yeridir. Ama yine de hala vedalara alışabildim diyemem. Ki birçokları soğuk değil ama kısmen duygusuzlukla itham etmesine rağmen beni... Velhasılıkelam, duygusallaşmanın manası yok, kendimizi açık etmeyelim ve de konuya girelim.
Millet olarak yeni tecrübelere pek sıcak bakmayız. Durgunluğu, istikrarı ve vasat olmayı severiz. Yeniliklere, maceralara karşı ikircikli bir yaklaşımımız vardır diyebilirim. O yüzdendir ki çok fazla plan-program yapar, geleceğe yönelik çok şeyler vaat eder fakat pratikte yetersiz kalırız. Çünkü bizler hayal etmeyi daha çok severiz, soyut olanı arzularız ve materyalden bilinçaltı seviyesinde de olsa kaçınırız. Bunların hepsinin tembellikle de biraz alakası var tabii. Böyle olunca da zaman içerisinde somutta çömez, teorik alanda üstat kesiliriz...
Her yolculuk da yeni bir tecrübe olduğu için korkutur bizi, yolculuğa günler kala geceleri uyumadan hemen önce, böğrümüzde bir şeylerin ağırlığını hissederiz. Korku mu desem, hüzün mü desem bilemedim şimdi.. Böğrümüzdeki bu ağrı bizi başkalarının yardımlarına, tavsiyelerine kısacası aklına muhtaç ediyor. Belki de korkumuzu ve hüznümüzü gidermek için ihtiyaç duyarız buna. Etrafımızda "Şunu yap, şunu et, şunu da unutmayasın haa" diyenleri de bulmak pek zor olmaz. Pür akıl verme çabası içerisinde olan bizler, edindiğimiz tecrübeleri şişirerek satmasını severiz. Eh, kimse kötü niyetli değildir tabii, kimsenin niyetini sorgulamıyoruz. Bu ayrı bir yazının konusu olabilir. Fakat maalesef akıl verme çabası içerisindeyken sürekli unuttuğumuz önemli bir şey var; "emr-i bil maruf, nehy-i anil münker!". İslami ve Hak olan bir sistemin değil de bilmem ne "izm"in sonucunda üretilmiş zihniyetlere sahip olduğumuz için, kötü niyetli olmasa da akıl verme işinde genelde başarısız oluyoruz... Nedense bazı şeyler aklımıza hemen gelmiyor... "Emr-i bil maruf, nehy-i anil münker" i unutuyoruz. Unutturulduk da denilebilir. Birbirlerimizn hayatını sürekli yönlendirmek, ve bu hayatlara bir şekilde müdahil olmak istiyoruz ama bunu o kadar geçici ve pragmatik yöntemlerle yapıyoruz ki, günü kurtarmaktan öteye geçmiyor dostluklarımız. Bu yüzdendir ki bir süre sonra unutuyoruz birbirlerimizi... Kardeşlerimizin sorunlarına karşı akıl verme pozisyonundan öteye geçmeyerek, çamurun paçalarımıza bulaşmamasını sağlıyoruz. Dertlerini dinliyoruz ama onları anlamıyoruz... Çünkü onların, gelecekteki "bizim" hayatımızda bir yeri yok zaten, ortak bir gelecek tasavvurumuz da yok. Geçici birer heves bizimkisi, okul bitince, işe paydos deyince, yurttan ayrılınca vs. vs. bitecek bu ilişki. Emr-i bil maruf nehy-i anil münker riskini almaya ne gerek var? Belki de bu riski alamadığımız için yıllarımız kısa vadeli, geyik temelli, muhabbetlerle geçiyor, özellikle de gençlik yılları. Belki de son zamanlarda neden bu kadar müslüman gencin melankolik tavırlara gömüldüğünün ve de bunalımlı hallerden kurtulamadığının sebeplerinden biri de bu 'riski' almaktan kaçınıyor olan biz müslümanlar olabiliriz. Neden mi risklidir? Risklidir çünkü sorumluluk gerektirir, acı gerçeklerin her iki tarafı da kestiği bir yolculuğa çıkarır insanı. Vaaz eden, sakındıran kendi üzerindeki sorumluluğu da daha ağır hisseder böylece, taşıyamayacağından, riya girdabına düşeceğinden korkar. İşte bu yüzden belki de akıl vermek daha rasyonel gelir bizlere.
Allah'a şükürler olsun ki ötesine geçmek için çabalayanlarımız da yok değil. Bunlar sizin "gerçek" manada iyiliğinizi isteyenlerdir. "Bana dua et" lafını ciddiye alır, size dua ederler. Yüzünüzü ekşiteceğiniz, canınızı sıkan ve de duymak istemeyeceğiniz çok şeyleri yüzünüze söylerler. Sonra da "idealist" yaftası yerler. Bazıları tarafından, bu dünyanın gerçekleriyle hala yüzleşememekle suçlanırlar. Her gün Kur'an okumanızı, namazları daha uzun kılmanızı ve de secdede daha çok süre vakit geçirmenizi, küçük tavizler vererek "iyi"! olduğunu düşündüğünüz şeyleri yapmamanızı tavsiye ederler. Sakındırırlar, hatırlatırlar ve de iyi ki vardırlar. Yolculuk öncesi akıl verenlerin bir adım önüne geçmeyi başarırlar. Ki bu muttakilerin Allah katında neden daha üst bir mertebeye sahip olduklarının yeryüzündeki tezahürlerinden birisidir.
Peki kardeşler;
En son ne zaman yakınlarımıza her gün Kur'an okumayı tavsiye ettik, ve de okuyup okumadıklarını gerçekten takip ettik?
En son ne zaman birbirimizi, gözlerimizi haramdan korumak için uyardık?
Birbirlerimize "Ey mü'minler, zinaya yaklaşmayın" ayetini hatırlattık?
Ana-babaya iyi davranmayı, büyüklerimize karşı saygılı, küçüklerimize karşı daha şefkatli olmayı ve de komşularımızla iyi ilişkiler içinde olmayı öğütlüyor muyuz birbirimize? En yakınlarımız, kardeşlerimiz dediğimiz insanların, aileleri, kendilerinin aileleri ile ilişkileri ne durumda, ne kadar haberdarız?
Sıla-i Rahim'i birbirimize hatırlatıyor, tavsiye ediyor muyuz?
Yoksa vaktimizin çoğunu siyaset, popüler kültür ve hiçbir zaman güncelliğini yitirmeyen geyiklerle" mi harcıyoruz...
Benim sonatım, emr-i bil maruf, nehy-i anil münker yapan kardeşlerimize gelsin. Allah onları bizim yanımızdan eksik etmesin, kalplerimizi ayırmasın ve de bizi onlarla birlikte haşreylesin. Amin!
* İyi Bir İnsan İçin Sonat ( Başlığı bile böyle atan bu fakir, zihninin ne derece kirletilmiş olduğunu göstermek istemiştir. Zamanında yanında ona iyiliği emredip, kötülükten sakındıran birileri pek olmamıştır demek ki... Ha tabi bir de Almanca öğreniyoruz bu aralar, onun artizliğini yapmamak da olmaz :)
O kadar uzun zaman oldu ki uzun yolculuklara çıkalı, artık ilk zamanları hatırlayamıyorum desem yeridir. Ama yine de hala vedalara alışabildim diyemem. Ki birçokları soğuk değil ama kısmen duygusuzlukla itham etmesine rağmen beni... Velhasılıkelam, duygusallaşmanın manası yok, kendimizi açık etmeyelim ve de konuya girelim.
Millet olarak yeni tecrübelere pek sıcak bakmayız. Durgunluğu, istikrarı ve vasat olmayı severiz. Yeniliklere, maceralara karşı ikircikli bir yaklaşımımız vardır diyebilirim. O yüzdendir ki çok fazla plan-program yapar, geleceğe yönelik çok şeyler vaat eder fakat pratikte yetersiz kalırız. Çünkü bizler hayal etmeyi daha çok severiz, soyut olanı arzularız ve materyalden bilinçaltı seviyesinde de olsa kaçınırız. Bunların hepsinin tembellikle de biraz alakası var tabii. Böyle olunca da zaman içerisinde somutta çömez, teorik alanda üstat kesiliriz...
Her yolculuk da yeni bir tecrübe olduğu için korkutur bizi, yolculuğa günler kala geceleri uyumadan hemen önce, böğrümüzde bir şeylerin ağırlığını hissederiz. Korku mu desem, hüzün mü desem bilemedim şimdi.. Böğrümüzdeki bu ağrı bizi başkalarının yardımlarına, tavsiyelerine kısacası aklına muhtaç ediyor. Belki de korkumuzu ve hüznümüzü gidermek için ihtiyaç duyarız buna. Etrafımızda "Şunu yap, şunu et, şunu da unutmayasın haa" diyenleri de bulmak pek zor olmaz. Pür akıl verme çabası içerisinde olan bizler, edindiğimiz tecrübeleri şişirerek satmasını severiz. Eh, kimse kötü niyetli değildir tabii, kimsenin niyetini sorgulamıyoruz. Bu ayrı bir yazının konusu olabilir. Fakat maalesef akıl verme çabası içerisindeyken sürekli unuttuğumuz önemli bir şey var; "emr-i bil maruf, nehy-i anil münker!". İslami ve Hak olan bir sistemin değil de bilmem ne "izm"in sonucunda üretilmiş zihniyetlere sahip olduğumuz için, kötü niyetli olmasa da akıl verme işinde genelde başarısız oluyoruz... Nedense bazı şeyler aklımıza hemen gelmiyor... "Emr-i bil maruf, nehy-i anil münker" i unutuyoruz. Unutturulduk da denilebilir. Birbirlerimizn hayatını sürekli yönlendirmek, ve bu hayatlara bir şekilde müdahil olmak istiyoruz ama bunu o kadar geçici ve pragmatik yöntemlerle yapıyoruz ki, günü kurtarmaktan öteye geçmiyor dostluklarımız. Bu yüzdendir ki bir süre sonra unutuyoruz birbirlerimizi... Kardeşlerimizin sorunlarına karşı akıl verme pozisyonundan öteye geçmeyerek, çamurun paçalarımıza bulaşmamasını sağlıyoruz. Dertlerini dinliyoruz ama onları anlamıyoruz... Çünkü onların, gelecekteki "bizim" hayatımızda bir yeri yok zaten, ortak bir gelecek tasavvurumuz da yok. Geçici birer heves bizimkisi, okul bitince, işe paydos deyince, yurttan ayrılınca vs. vs. bitecek bu ilişki. Emr-i bil maruf nehy-i anil münker riskini almaya ne gerek var? Belki de bu riski alamadığımız için yıllarımız kısa vadeli, geyik temelli, muhabbetlerle geçiyor, özellikle de gençlik yılları. Belki de son zamanlarda neden bu kadar müslüman gencin melankolik tavırlara gömüldüğünün ve de bunalımlı hallerden kurtulamadığının sebeplerinden biri de bu 'riski' almaktan kaçınıyor olan biz müslümanlar olabiliriz. Neden mi risklidir? Risklidir çünkü sorumluluk gerektirir, acı gerçeklerin her iki tarafı da kestiği bir yolculuğa çıkarır insanı. Vaaz eden, sakındıran kendi üzerindeki sorumluluğu da daha ağır hisseder böylece, taşıyamayacağından, riya girdabına düşeceğinden korkar. İşte bu yüzden belki de akıl vermek daha rasyonel gelir bizlere.
Allah'a şükürler olsun ki ötesine geçmek için çabalayanlarımız da yok değil. Bunlar sizin "gerçek" manada iyiliğinizi isteyenlerdir. "Bana dua et" lafını ciddiye alır, size dua ederler. Yüzünüzü ekşiteceğiniz, canınızı sıkan ve de duymak istemeyeceğiniz çok şeyleri yüzünüze söylerler. Sonra da "idealist" yaftası yerler. Bazıları tarafından, bu dünyanın gerçekleriyle hala yüzleşememekle suçlanırlar. Her gün Kur'an okumanızı, namazları daha uzun kılmanızı ve de secdede daha çok süre vakit geçirmenizi, küçük tavizler vererek "iyi"! olduğunu düşündüğünüz şeyleri yapmamanızı tavsiye ederler. Sakındırırlar, hatırlatırlar ve de iyi ki vardırlar. Yolculuk öncesi akıl verenlerin bir adım önüne geçmeyi başarırlar. Ki bu muttakilerin Allah katında neden daha üst bir mertebeye sahip olduklarının yeryüzündeki tezahürlerinden birisidir.
Peki kardeşler;
En son ne zaman yakınlarımıza her gün Kur'an okumayı tavsiye ettik, ve de okuyup okumadıklarını gerçekten takip ettik?
En son ne zaman birbirimizi, gözlerimizi haramdan korumak için uyardık?
Birbirlerimize "Ey mü'minler, zinaya yaklaşmayın" ayetini hatırlattık?
Ana-babaya iyi davranmayı, büyüklerimize karşı saygılı, küçüklerimize karşı daha şefkatli olmayı ve de komşularımızla iyi ilişkiler içinde olmayı öğütlüyor muyuz birbirimize? En yakınlarımız, kardeşlerimiz dediğimiz insanların, aileleri, kendilerinin aileleri ile ilişkileri ne durumda, ne kadar haberdarız?
Sıla-i Rahim'i birbirimize hatırlatıyor, tavsiye ediyor muyuz?
Yoksa vaktimizin çoğunu siyaset, popüler kültür ve hiçbir zaman güncelliğini yitirmeyen geyiklerle" mi harcıyoruz...
Benim sonatım, emr-i bil maruf, nehy-i anil münker yapan kardeşlerimize gelsin. Allah onları bizim yanımızdan eksik etmesin, kalplerimizi ayırmasın ve de bizi onlarla birlikte haşreylesin. Amin!
* İyi Bir İnsan İçin Sonat ( Başlığı bile böyle atan bu fakir, zihninin ne derece kirletilmiş olduğunu göstermek istemiştir. Zamanında yanında ona iyiliği emredip, kötülükten sakındıran birileri pek olmamıştır demek ki... Ha tabi bir de Almanca öğreniyoruz bu aralar, onun artizliğini yapmamak da olmaz :)
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilBu fikirleri pratiğe dökmek oluşturduğumuz fanusta imkansız hale geliyor. Emri bil maruf nehyi anil münkerin önündeki en büyük engel şeytanın "karşımızdakini incitmeme" kandırmacası. Allah için bunu yapmaktan vazgeçmişiz gibi, şeytanın başından beri yaptığı gibi Allah ile aldatmasına kanıyoruz hala. İşin yöntemini bilmiyoruz ya da işimize değil ihtimal verdiğimiz sonuçlara odaklanıyoruz. İslamı yaşamak gerçekten zor mu yoksa biz mi zorlaştırıyoruz? Neden bu kadar zorlanıyoruz, isteksiziz, teorikten ibaretiz.. Sadece yakınıyoruz..
YanıtlaSil