Dışarıdan Bakınca Türkiye Siyaseti...
Orta doğu herhalde dünyanın en çok kaynayan kazanıdır. Gündem, özellikle de politik gündem o kadar hızlı değişir ki bu işin takibi ve analizini yapmak her yiğidin harcı değildir. O yüzdendir ki, orta doğu konusunda söz sahibi çok fazla insan bulamıyor ya da daha doğrusu biz birçok kişiyi ehil görmüyoruz bu iş için. Hele bir de memleketimizin kendini orta doğu uzmanı zanneden seküler aydınları yok mu, bir siz eksiktiniz diyesiniz geliyor. Gerzek olanlarını bir köşeye bırakırsak, kafaları çalışanlarına tam manasıyla uyuz olduğumu söyleyebilirim. Bir yandan takdir ediyorum, çünkü bu kafası çalışan zümre hakikaten entelektüel birikime sahip fakat aynı zamanda uyuz oluyorum çünkü hikmetten yoksunlar. Hikmeti burada nasıl mı tanımlıyorum? Şöyle ki, orta doğu coğrafyasını orta doğu yapan 'öz'ü, yani İslam'ı anlamaktan yoksunlar. Yüzyıllarca bu coğrafyada insan karakterini, kültürünü, tarihini, taşını, toprağını, esen rüzgarını yani neredeyse her şeyini şekillendiren İslam'ı, çoğu zaman sadece basit bir değişken olarak ele aldıkları için hikmetten yoksunlar... Dolayısıyla da hissiz analizcilikten başka bir şey yapmıyorlar çoğu zamanlar. Sanki birkaç bomba patlasın, siyasi kriz çıksın da malzememiz eksilmesin duygusu uyandırıyorlar insanda...
Velhasılıkelam, önce hikmet sahibi sonra da birikimli olmak gerekiyormuş demek ki bu coğrafyayı anlayabilmek için.
Bir de daha kötü olanları var; meselelere duygusal bakanlar. Bu yazıda aslında bunlardan bahsedeceğim. Bunları kendimce "duygusal milliyetçiler" yani daha artizcesi "emotionationalists" olarak kavramsallaştırdım :). Bunların hem seküleri hem de muhafazakarı, aynı kefeye konulmamak suretiyle, genelde ortak bir nokta olarak 'ya hep ya da hiç'cidirler. Olayları aşırı uçlarda yorumlarlar sürekli ve sıkı fanatiktirler. Bağnazlık onların siyasi okumalarının vazgeçilmez unsuru haline gelmiştir artık. İnsan ilişkilerini de bu temel üzerine oturturlar, kendisi gibi olmayanı ayıplama ve dışlama noktasında başarılıdırlar. Sıradan vatandaşı ele alıyorum falan gibi düşünülmesin, aksine genel olarak sıradan vatandaşın yani kitlelerin zihinlerini yönlendiren kişileri kastediyorum. Çünkü emotionationalists kitleleri kolayca mobilize etme yeteneğine sahiptir. Bizim yazımızın konusu ise dışarıdaki muhafazakar emotionationalist'ler, niye mi dışarıdaki? Çünkü şimdi dışarıdayız...
Dışarıda, yani burada, emotionationalist'lerden fazlasıyla var ve nedense de son zamanlardaki bazı olaylardan! dolayı da baya bir kenetlenmiş durumdalar. Memleketlerinde yapılan bazı gösteriler, eylemler, direnişler, vs. bu insanları aşırı derecede kızdırmış. Buralardan orada yaşananlara müdahale edemiyor olmak da, bu insanları memleketlerindeki benzerlerine göre de daha fazla radikalize etmiş. Tabi bu radikalizasyon sürecinin sebebini sadece malum gösterilere bağlamak doğru olmaz. Göçmen olarak bulundukları ülkenin kendilerine yıllarca uyguladığı aşağılama ve yıldırma politikasının tek sebebini müslüman olmalarına bağlayan bu kişiler , memleketlerinde hali hazırda bulunan tepkiyi de direkt olarak dinlerine yönelik bir tepki olarak algılıyorlar. Ki birçok açıdan da haksız sayılmazlar ya neyse.
Bir de bunlara ev sahibi ülkenin malum gösterileri gerek medya gerekse de politikacılarının ağzıyla göçmenlerin gündelik hayatının içine belirgin bir şekilde sokmasıyla bu insanlar vakıayı iman ve küfür eksenli bir savaş olarak okumamaları için artık bir neden kalmadığı kanaatine varmışlar. Bütün dünya karşısında yalnız kalınmışlık hissi, bir yandan nefret bazlı tepkiler üretirken, öbür taraftan da kendisi gibi olduğunu düşündüğünü insanlarla arasında hızlı bir kenetlenme duygusu üretmiş, kardeşlik marşları 15 yıl sonra tekrardan çalmaya başlamış... Bu yalnızlık duygusunun belli bir siyasi zümrenin ekmeğine yağ süreceğine hiç şüphe yok ki galiba bu yüzden değerli olsa gerek. Dünyanın da orta doğu da olmasını istediği şey de tam olarak bu. Kitleleri polarize ederek özlerinden uzaklaştırmak. Nefret siyaseti üreterek, insanların eline uğruna yaşayabilecekleri bir şeyler vermek. Sürekli yönlendirmek, yönlendirmek... Kısır tartışmalar ve kutuplaşmalar içinde boğulan orta doğu toplumunun bölünme sürecini hızlandıran bu politika aynı zamanda toplumsal hayattaki huzur ve güven ortamını da acımasızca yok ediyor. Çünkü "komşusu açken tok yatan bizden değildir" diye düşünmesi gerek bir zihin, komşusunu şüpheli gözlerle yargılayan bir paranoya içerisinde kayboluyor.
Peki gündemi sürekli aşırı uçlarda okumanın ve de duygusal tepkiler vermenin Müslüman bir zihne ne faydası var? İlişkilerimizi partizanlık çıkmazına götürmeden önce, müslümanlar olarak yapmamız gereken çok fazla şey yok mu? Peygamber Efendimiz SAS tam olarak ne zaman ve neler yaptıktan sonra müşriklerle köprüleri attı? Farklılıklara yaklaşımı nasıldı? Arabistanın cahil ve vahşi tabiatlı bedevilerini nasıl muamele ediyordu? "Bilmiyorlar, bilselerdi böyle yapmazlardı." hadisi neden söylendi? Hadi diyelim ki iş iman ve küfür arasında bir savaş raddesine geldi, cihad için gerçekten hazır mıyız, yoksa biz böyle iyi miyiz? vs. vs. ve vs.
Fiillerimizden önce o kadar çok şey var ki düşünmemiz ve göz önünde bulundurmamız gereken, hakikaten zihnimizin bu ağırlığı kaldıramayacağını düşünüyoruz çoğu zaman ve dolayısıyla da kolaycı okumaların peşine düşüp birilerini hemencecik yargılamak istiyoruz. Bir bakıyoruz da farkında olmadan aslında tutmamamız gereken tarafları tutmuş, eskiden inanmadığımız ve şimdilerde de yaşamaya cesaret edemediğimiz şeyleri savunmaya ve bunu başka insanlardan bekler olmaya başlamışız. Bizden farklı düşünenler konuşmaya başladığı andan itibaren yüzümüzü ekşitmeye, tahammül edememeye ve sonuç olarak da saldırganlaşmaya başlamışız. Eleştiriler bizim 'mahalledense' eğer, eleştirenleri ya hain ya da idealist diye yaftalar, öteki mahalleden geleni ise hiç dikkate dahi almama sürecine girmişiz yani duygusal bir milliyetçi olmuşuzdur. İşte bu da teslim olmamış zihinlerimizn kolayca düştüğü bir tuzaktır.
"Peki bu kadar yazdın da çözüm yok hani?" diyenler olabilir. Ama bir duralım hele, çözüm sunmamız gerekmiyordur belki de ilk etapta. Hele bir durup da biraz düşünelim önce, ahvalimizi, safımızı, ibadetlerimizi... Zira reçete sunmayı haddim olarak görmüyorum, ben alim değilim. Ve de Müslümanlar olarak hissiz analiz yapan toplum mühendislerine değil, alimlerimize ihtiyacımız var...
Orta doğu herhalde dünyanın en çok kaynayan kazanıdır. Gündem, özellikle de politik gündem o kadar hızlı değişir ki bu işin takibi ve analizini yapmak her yiğidin harcı değildir. O yüzdendir ki, orta doğu konusunda söz sahibi çok fazla insan bulamıyor ya da daha doğrusu biz birçok kişiyi ehil görmüyoruz bu iş için. Hele bir de memleketimizin kendini orta doğu uzmanı zanneden seküler aydınları yok mu, bir siz eksiktiniz diyesiniz geliyor. Gerzek olanlarını bir köşeye bırakırsak, kafaları çalışanlarına tam manasıyla uyuz olduğumu söyleyebilirim. Bir yandan takdir ediyorum, çünkü bu kafası çalışan zümre hakikaten entelektüel birikime sahip fakat aynı zamanda uyuz oluyorum çünkü hikmetten yoksunlar. Hikmeti burada nasıl mı tanımlıyorum? Şöyle ki, orta doğu coğrafyasını orta doğu yapan 'öz'ü, yani İslam'ı anlamaktan yoksunlar. Yüzyıllarca bu coğrafyada insan karakterini, kültürünü, tarihini, taşını, toprağını, esen rüzgarını yani neredeyse her şeyini şekillendiren İslam'ı, çoğu zaman sadece basit bir değişken olarak ele aldıkları için hikmetten yoksunlar... Dolayısıyla da hissiz analizcilikten başka bir şey yapmıyorlar çoğu zamanlar. Sanki birkaç bomba patlasın, siyasi kriz çıksın da malzememiz eksilmesin duygusu uyandırıyorlar insanda...
Velhasılıkelam, önce hikmet sahibi sonra da birikimli olmak gerekiyormuş demek ki bu coğrafyayı anlayabilmek için.
Bir de daha kötü olanları var; meselelere duygusal bakanlar. Bu yazıda aslında bunlardan bahsedeceğim. Bunları kendimce "duygusal milliyetçiler" yani daha artizcesi "emotionationalists" olarak kavramsallaştırdım :). Bunların hem seküleri hem de muhafazakarı, aynı kefeye konulmamak suretiyle, genelde ortak bir nokta olarak 'ya hep ya da hiç'cidirler. Olayları aşırı uçlarda yorumlarlar sürekli ve sıkı fanatiktirler. Bağnazlık onların siyasi okumalarının vazgeçilmez unsuru haline gelmiştir artık. İnsan ilişkilerini de bu temel üzerine oturturlar, kendisi gibi olmayanı ayıplama ve dışlama noktasında başarılıdırlar. Sıradan vatandaşı ele alıyorum falan gibi düşünülmesin, aksine genel olarak sıradan vatandaşın yani kitlelerin zihinlerini yönlendiren kişileri kastediyorum. Çünkü emotionationalists kitleleri kolayca mobilize etme yeteneğine sahiptir. Bizim yazımızın konusu ise dışarıdaki muhafazakar emotionationalist'ler, niye mi dışarıdaki? Çünkü şimdi dışarıdayız...
Dışarıda, yani burada, emotionationalist'lerden fazlasıyla var ve nedense de son zamanlardaki bazı olaylardan! dolayı da baya bir kenetlenmiş durumdalar. Memleketlerinde yapılan bazı gösteriler, eylemler, direnişler, vs. bu insanları aşırı derecede kızdırmış. Buralardan orada yaşananlara müdahale edemiyor olmak da, bu insanları memleketlerindeki benzerlerine göre de daha fazla radikalize etmiş. Tabi bu radikalizasyon sürecinin sebebini sadece malum gösterilere bağlamak doğru olmaz. Göçmen olarak bulundukları ülkenin kendilerine yıllarca uyguladığı aşağılama ve yıldırma politikasının tek sebebini müslüman olmalarına bağlayan bu kişiler , memleketlerinde hali hazırda bulunan tepkiyi de direkt olarak dinlerine yönelik bir tepki olarak algılıyorlar. Ki birçok açıdan da haksız sayılmazlar ya neyse.
Bir de bunlara ev sahibi ülkenin malum gösterileri gerek medya gerekse de politikacılarının ağzıyla göçmenlerin gündelik hayatının içine belirgin bir şekilde sokmasıyla bu insanlar vakıayı iman ve küfür eksenli bir savaş olarak okumamaları için artık bir neden kalmadığı kanaatine varmışlar. Bütün dünya karşısında yalnız kalınmışlık hissi, bir yandan nefret bazlı tepkiler üretirken, öbür taraftan da kendisi gibi olduğunu düşündüğünü insanlarla arasında hızlı bir kenetlenme duygusu üretmiş, kardeşlik marşları 15 yıl sonra tekrardan çalmaya başlamış... Bu yalnızlık duygusunun belli bir siyasi zümrenin ekmeğine yağ süreceğine hiç şüphe yok ki galiba bu yüzden değerli olsa gerek. Dünyanın da orta doğu da olmasını istediği şey de tam olarak bu. Kitleleri polarize ederek özlerinden uzaklaştırmak. Nefret siyaseti üreterek, insanların eline uğruna yaşayabilecekleri bir şeyler vermek. Sürekli yönlendirmek, yönlendirmek... Kısır tartışmalar ve kutuplaşmalar içinde boğulan orta doğu toplumunun bölünme sürecini hızlandıran bu politika aynı zamanda toplumsal hayattaki huzur ve güven ortamını da acımasızca yok ediyor. Çünkü "komşusu açken tok yatan bizden değildir" diye düşünmesi gerek bir zihin, komşusunu şüpheli gözlerle yargılayan bir paranoya içerisinde kayboluyor.
Peki gündemi sürekli aşırı uçlarda okumanın ve de duygusal tepkiler vermenin Müslüman bir zihne ne faydası var? İlişkilerimizi partizanlık çıkmazına götürmeden önce, müslümanlar olarak yapmamız gereken çok fazla şey yok mu? Peygamber Efendimiz SAS tam olarak ne zaman ve neler yaptıktan sonra müşriklerle köprüleri attı? Farklılıklara yaklaşımı nasıldı? Arabistanın cahil ve vahşi tabiatlı bedevilerini nasıl muamele ediyordu? "Bilmiyorlar, bilselerdi böyle yapmazlardı." hadisi neden söylendi? Hadi diyelim ki iş iman ve küfür arasında bir savaş raddesine geldi, cihad için gerçekten hazır mıyız, yoksa biz böyle iyi miyiz? vs. vs. ve vs.
Fiillerimizden önce o kadar çok şey var ki düşünmemiz ve göz önünde bulundurmamız gereken, hakikaten zihnimizin bu ağırlığı kaldıramayacağını düşünüyoruz çoğu zaman ve dolayısıyla da kolaycı okumaların peşine düşüp birilerini hemencecik yargılamak istiyoruz. Bir bakıyoruz da farkında olmadan aslında tutmamamız gereken tarafları tutmuş, eskiden inanmadığımız ve şimdilerde de yaşamaya cesaret edemediğimiz şeyleri savunmaya ve bunu başka insanlardan bekler olmaya başlamışız. Bizden farklı düşünenler konuşmaya başladığı andan itibaren yüzümüzü ekşitmeye, tahammül edememeye ve sonuç olarak da saldırganlaşmaya başlamışız. Eleştiriler bizim 'mahalledense' eğer, eleştirenleri ya hain ya da idealist diye yaftalar, öteki mahalleden geleni ise hiç dikkate dahi almama sürecine girmişiz yani duygusal bir milliyetçi olmuşuzdur. İşte bu da teslim olmamış zihinlerimizn kolayca düştüğü bir tuzaktır.
"Peki bu kadar yazdın da çözüm yok hani?" diyenler olabilir. Ama bir duralım hele, çözüm sunmamız gerekmiyordur belki de ilk etapta. Hele bir durup da biraz düşünelim önce, ahvalimizi, safımızı, ibadetlerimizi... Zira reçete sunmayı haddim olarak görmüyorum, ben alim değilim. Ve de Müslümanlar olarak hissiz analiz yapan toplum mühendislerine değil, alimlerimize ihtiyacımız var...